12 Kasım 2011 Cumartesi

Mutluluk

Bazen mutlu insanlara, aptal görünseler de keşfedilmemiş bilge kişiler gözüyle bakmak geliyor içimden. Akıllılıktan daha salakça olup insanı daha çok mutsuz eden bir başka şey var mıdır?
* * *
Dost yollar birbirine kavuştu mu, bütün dünya insan için kısa bir süre bir vatan olup çıkar.
* * *
Dakikalara yüksek değer biçilmesinin, yaşam biçimimizin en önemli nedeni olarak acelenin sevincin azılı düşmanı olduğuna kuşku yok. Parola, elden geldiğince çok, elden geldiğince çabuktur. Bunun yol açtığı sonuç ise giderek daha fazla eğlence, daha az sevinçtir.
* * *
Her sevincin harikulade yanı, hak edilmeden çıkıp gelmesi ve asla satın alınamayışıdır.
* * *
Yontulmamış ve aptal kişilerin “mutluluk” özlemi, belki de bir misyonu yerine getirmekle yükümlü kılınmışların asla ayırıcı bir özelliği değildir. Belki her insan, aynı derece bilinçli olmasa bile, bir basamak altında ya da bir basamak üstündeki kimsenin mutluluğunu kıskanır. Belki her yaşam bir ötekisine gıpta eder ve her yaşama kendi yazgısı bir başka yaşamınkinden çetin görünür.
* * *
Ancak içinden kovulduğumuz zaman, cennet cennet olduğunun bilinmesine izin verir.
* * *
Mutluluğa onu görmediğiniz sürece sahip olabilirsiniz ancak.
* * *
Mutluluğu yaşamak her şeyden önce zamandan, dolayısıyla gerek korku, gerek umuttan bağımsızlığı gerektirir; bu yeteneği de insanlar geçip giden yıllarla birlikte elden çıkarır.
* * *
Tüm görevini yerine getirmekle, tüm ahlak kurallarına, tüm yasalara uymakla insanlar birbirlerini seyrek durumlarda mutlu kılabilir, çünkü böyle davranmaları onların kendi kendilerini mutlu kılmaz. İnsanı “iyi” bir insan yapacak tek yol mutluluktan geçer.
* * *
Mutluluk “ne” değil, “nasıldır, nesne değil, yetenektir.
* * *
Yarından hiçbir şey beklemez, bugünün getirdiklerini şükranla alıp kabullenirsek, bizim için bir mutluluk söz konusu olabilir ancak; bizi mutlu kılacak an, dönüp dolaşıp karşımıza çıkar.
* * *
Bir an uğruna kendini gözden çıkarabilmek, bir kadının gülümsemesi uğruna kendini feda edebilmek, işte budur mutluluk!
* * *
Mutluluğun ne akıl ne de ahlakla ilgisi vardır, özü bakımından büyülü bir nesnedir mutluluk; insanlık yaşamının erken dönemine, insanlık merdiveninin ilk gençlik basamağına özgüdür. Perilerin armağanlara boğduğu, Tanrıların şımarttığı naif-mutlu kişi ussal incelemelere uygun bir konu değil, bir simgedir, kişisellik ve tarihselliğin dışında bir konumu vardır. Ama yine de öyle seçkin kişiler görülür ki, yaşamlarında mutluluğun yer almadığını düşünmek olanaksızdır; isterse kendileriyle kendilerine uygun düşen misyonun tarihsel ve özyaşamsal bakımdan birbirini gelip bulmasından oluşsun sadece, böyle bir mutluluğu yaşar söz konusu kişiler.
* * *
Mutluluk özlemiyle dolup taşar insanın içi, ama yine de insan ele geçireceği mutluluğa uzun süre katlanamaz.
* * *
Evet denilip sineye çekildi mi, mutsuzluk mutluluğa dönüşür.
* * *
Mutluluk sevgidir, başka şey değil. Sevebilen mutludur.

Hermann Hesse
 

16 Ekim 2011 Pazar

İşte Öyle Bir Şey

Vakit yine gecenin bir yarısı olmuş ama nereden estiyse yazı yazmak geldi içimden. Bir şeyler karalamak istedim. El yazım çirkindir benim, hiç de düzeltemedim sonradan. Onun için buraya yazıyorum.

Ara sıra çok deli düşüncelere dalıyorum. O kadar ki bazen ilk düşündüğüm şeyle son düşündüğüm şey arasında alaka dahi kuramıyorum. Tıpkı YouTube'da gezinmek gibi; orada da bir video izleyip tavsiyelere tıklaya tıklaya gidince iş çığırından çıkıyor. 

Şimdi düşündüm de verdiğim örnek = YouTube!!! Halbuki ben köyde büyüdüm (Gerçi belde ama dilim alışmış köy demeye.). Özdil Belediyesi; dünümü dün, bugünümü bugün, beni ben yapan yer. Kışın az bir kar yağınca ya da ne kışı, birazcık şiddetli bir rüzgar bile esse elektriklerin kesildiği memleketim. Az mı lüks ışığında ders çalıştık, sobanın üzerinde fındık kavurup yedik, yine sobanın üzerindeki gügümden gelen kaynayan su sesinin ninni etkisiyle uyuduk? Güzel zamanlarmış, hem de çok güzel. Gerçi hala ara tatillerde gittiğimde aynı şeyler oluyor ama o etkiyi vermiyor sanki. Belki biraz daha çocuk olmak lazım o şekilde hissedebilmek için ya da biraz daha büyümek; değerini daha fazla anlayabilmek için...

Nereden nereye? Düşüncelerim de böyle oluyor işte bazen, dağılıyor...

Aslında şikayetçi de değilim. Bu haliyle daha güzel. Ama 'düşündüğüm hızda yazabilmek' gibi süpersonik bir hayalim var. Güzelim bilim insanlarından rica ediyorum, en kısa zamanda bu konuya bir el atsınlar. Sonuçta insanoğlu bugüne kadar hayal edebildiklerini gerçekleştirdi, hayal etmediklerini değil. Her ne kadar bazı sonuçları hesap edemese de!

Günümüze değin düşünebilmekle ilgili o kadaaaar şey yazılıp çizildi, o kadaaar fikir beyan edildi ki sanırım bir de benimkilere pek ihtiyaç yoktur. Gerçi vardır da benden laf almak da öyle kolay değil. :) 

Gecenin bir vakti gelen yazı yazma isteğim şimdi de gitme eğilimi gösteriyor. Bu da demektir ki lafı burada kesmem lazım. Zira devam edersem çok fena saçmalayacağımdan eminim. O konuda da gayet iyiyimdir; çok deli saçmalarım...

Son olarak bayağı zamandır dilime dolanan şu sözle bu yazıya nokta koymak istiyorum: 'Gecenin saat üçü, bir şeyler yapmaya başlamak için ya çok geç ya da çok erken bir vakittir.'

Mutlu kalın...