10 Mayıs 2015 Pazar

Oruç Aruoba - Zilif

"İnsan olan insan pek az - bunu anladın bunca yıl sonra; bir de şunu: İnsan insan oldu mu, acı çeker."

de ki işte'yi okuduktan sonra weltschmerz bahsetmişti Zilif'i de okuyun muhakkak diye. Bu vakte kısmetmiş. Keşke daha önce okusaymışım dedim. Ufacık (30 sayfacık) bir kitap gerçekten de. Ama sadece görünüşte... İçerik olarak burada günlerce anlatabileceğim doluluğa sahip.

Oruç Aruoba'nın, kızı Filiz'e yıllar sonra okuması için yazdığı bir mektup esasen bu metin. Yıllar sonra babasını 'tanıması' için yazılmış. Yani ne desem bilemiyorum. Çok etkileyici gerçekten. Miniminnacık da bir eser. Tamamını buraya yazasım var; ancak takdir edersiniz ki bunu yapmayacağım.

Ne yapacağım peki? BU KİTABI OKUYUN diye bas bas bağırdıktan sonra yukarıda paylaşmış olduğum alıntının doğruluğundan bahsedeceğim. Evet arkadaşlar, gerçekten de insan olmak acı çekmekle mümkün, müsemma, artık adına ne derseniz. Leyla ile Mecnun'un bir bölümünde de vardı, acı çekmeden mutlu olamazsın diyordu Ak Sakallı Dede. Mutluluk şart mı? Hayatta hiçbir şey şart değil. Bundan daha çok emin olduğum bir şey varsa o da hayatta hiçbir şeyin kesin olmadığı.

"-Sana şimdi o kadar çok şey söylemek istiyorum ki, hiçbirini doğru-dürüst söyleyemiyorum..." dedikten sonra ilerleyen sayfalarda da şöyle devam ediyor Oruç Aruoba: "Sana anlatmağa çalışacağım - umarım anlarsın; çünkü bu anlatacağımı anlayabileceğinden pek emin değilim -, çünkü, belki ben de tam olarak anlamamışımdır ve anlatamıyorumdur..."

Ne kadar doğru bir ifade, değil mi? Yazarların ve şairlerin imrendiğim kısmı bu işte. Hepimizin bildiği ve söylemek istediği; ancak düzgün bir şekilde kelimelere ya da söze dökemediğimiz ne varsa çok basitçe söyleyebiliyorlar. Basit oluşu canımı sıkıyor. Hayatta en çok basit gerçeklerden çektim. Yani bazı şeyler o kadar basit ki gerçekliğinin yanında basitliği de yaktı canımı. Halbuki karmaşık olmalıydı. O kadar karmaşık olmalıydı ki ben anlamamalıydım. Böylece suçu karmaşıklığa atabilecektim. Olmadı.

Basitliği ve gerçekliğiyle can yakan bir alıntı ile de bu yazıyı sonlandırmak isterim. Nasıl istiyorsanız öyle kalın:

"-Dünya ne ise oydu; ben de ne isem o oldum - uyuşamadık. Hepsi bu."

11 yorum:

  1. Tanrım! Kitabı hiç bilmiyordum. Son alıntıdan da o kadar etkilendim ki. "Dünya ne ise oydu, ben de ne isem o oldum- uyuşamadık." Okuyacağım kesinlikle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zincire bir kişi daha ekleyebilmiş olmanın haklı gururu...

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. "Dünya ne ise oydu." Bu tamam.
      "Ben de ne isem o oldum." Bu tamam değil. Ben olamadım çünkü.
      "Hepsi bu." Değil. Benim için değil. Oruç Aruoba için öyle.

      "Ruhun be M.." Benim için 'hepsi' bu. Bencilce. Ama bu. Kolay mı? Değil. Ama bu.

      "Kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlüyorsunuz sonra." Bu da özeti. Holden kadar olamadım. Bakalım. :)

      Sil
    2. Ya da birine her seyi anlatin, ozleyin. Ozlemek kadar güzeli var midir? Birim var benim paylastigim, ozledigim diyebil. Bu da bi özet. Holden olmaya gerek var mi! Sen olsan ben olsam yetmez mi?

      Sil
    3. Özlemek güzel de zor be Sima. Yoksa var biri paylaştığım. Gene paylaşırım, paylaşırız elbet. Holden olamam ki. Herkes olabilirse ancak kendisi olur, olamazsa da bir halt olamaz zaten. Sen olsan ben olsam yetmez mi? :)) Yeter ya, yetmez mi hiç? Sana uzun uzun anlatırım ben. Hatta yazarım, müsaade varsa tabii.

      Sil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Ustanın bu kitabını okumadım. Kısa zamanda temin etmeliyim demek ki:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka ve en kısa zamanda mümkünse. :)

      Sil
  5. Merhaba. Oldukça sevindim okumanıza, anlamanıza, sevmenize. Acıtmasına.
    Hoşça kalın:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Acıtmasına da sevindiniz demek. En güzeli bu. Teşekkür ederim. Hoşça kalın. :)

      Sil