13 Eylül 2018 Perşembe

Ahval

"Ders-i aşkın müşkilin Yahya nice halleylesin
Söyleyenler kendini bilmez bilenler söylemez"
(Seyhülislâm Yahya Efendi)

Merhaba,

Hala okuyan, giren çıkan, bakan eden var mı? Ben burayı özlüyorum. Kendimi çok ihmal ettim. Üzgünüm. Kendimden özür dilerim. Biraz dertleşesim var. İfade edesim, konuşasım var.

Mutluyken herkes mutlu. Mutsuzluklarımız ise türlü türlü. Bu, Mustafa için de geçerli. Mutlu ve neşeliyken daha zeki, iyiyken düşünceli, sakinken daha doğru. Mutsuz ve moralsizken durgun, kötüyken dipte, öfkeliyken yıkıcı. Neden? Çünkü, o bir insan ve mükemmellikten çok uzak.

***

Yazmaya yazmaya şu an yaşadığım heyecan hissini unutmuşum. İçimde bir şeyler hareket ediyor. Aklım doğru olanı, kalbimse iyi olanı yazmaktan yana. Halbuki aklımı ve kalbimi karşıma alıp konuşabilsem onlara şu an doğrunun ve iyinin hiç umrumda olmadığını söylerdim. Şu anda umrumda olan tek şey kafamın içindeki tüm sesleri susturup kendimle baş başa kalabilmek. Dışarıdaki yağmurun sesini duymak istiyorum, kafamın içindeki tilkilerin değil. Yaşanma ihtimali olan güzel şeyleri düşünmek istiyorum, yaşanmış kötüleri değil. İlerlemek istiyorum, takılı kalmak değil.

Hayatın boyunca ne öğrendin deseler bir durup düşünürdüm. Düşünmezsem yanıtım hazır çünkü. O yüzden kendime soruyorum: Mustafa, hayatın boyunca ne öğrendin? Şunu öğr... Hayır, dur ve düşün. Ne öğrendin? Kapatıyorum gözlerimi. Burnumdan derin bir nefes alıyorum. Yavaşça... Laz burnum karıncalanıyor. Kulaklarımda kalbimin atışını hissediyorum. Acele etmemeliyim. Nefesimi boşaltıyorum ve gözlerimi açıyorum. İmleç ekranda yanıp sönüyor ve tuşlar benden bir yanıt bekliyor. Eee, ne öğrenmişsin hayattan diyorlar. Onlar da meraklı. Cansız bir tuş bile olsan meraklısın. Ne mi öğrendim? Elinden geleni hakkını vererek yap ve sonra DUR. Durabil! Olacaksa o zaman oluyor. Olmayacaksa acıtsın. Sonra anlayacaksın. İşte, ben bugüne kadar hayattan bunu öğrendim. Bakın, bunu yaşadım, bunu şiar edindim demiyorum. Bunu öğrendim diyorum. Artık öğrendiğime göre uygulayabilmeliyim de. Mustafa, kendinden eminsen bir dur, Allah aşkına, bir dur. Ve unutma ki biraz önceki cümle bir şart cümlesiydi. Malum, sen takıntılısındır böyle şeylere.

***

Eylül geldi. Sonbaharı da getirdi. Çok severim Eylül'ü. Neden? Çünkü Aralık'a biraz daha yaklaşmış oluruz. Belki de başka nedenleri vardır. Belki de yoktur. Almış olduğum eğitim gereği belki de ülkemdeki milyonlarca kişi gibi Eylül'ü yılın başı sayarım. İlköğretim yıllarında sınıfta panomuz olurdu. Onda aylar mevsimlere göre üçer üçer bölünmüş şekilde yazardı soldan sağa. Eylül'le başlardı takvim. O yüzden ne zaman Ağustos'u devirsek kafamdaki şekliyle o panoyu hatırlarım ve yeni bir yıl diye düşünürüm. Eylül, yenilik demek bu yüzden benim için. Bir şeylere başlamak için güzel bir seçim demek. Seni seviyorum Eylül. İyi ki geldin.

***

Uzun zamandır yazmamış olmanın getirdiği bir kafa boşluğu var üzerimde. Söylemek istediklerimi sıraya koyamıyor, istediğim gibi aktaramıyorum. Paslanmışım. Daha önce de uzun süreler boş boş ekrana baktığım olurdu. Ama bu kez farklı. İçim bomboş. Stresli bir dönem geçiriyorum ve uzun zamandır yaşamadığım bir sorunum var: ellerim titriyor klavyenin üzerinde. Aslında sakinim de. Sinirli, öfkeli ya da negatif bir duyguya sahip değilim. Buna rağmen içim bomboş. Çok tuhaf...

Aylar önce bir gün işten çıktıktan sonra markete uğramıştım. Samet var, genç bir delikanlı. Üniversite sınavına hazıranlanıyor(du). Kasaya geldiğimde naber Samet diye sormuştum. Şu kadar abi demişti. Aldıklarımın fiyatını söylemişti. Gülmüştüm. Naber diyorum Samet, kimse sana hal hatır sormuyor mu burada demiştim. Bu sefer o gülmüştü biraz kızararak. Yok abi, herkes bir şeylerin fiyatını soruyor demişti. İçime oturmuştu. Biraz muhabbet etmiştik, sonra çıkmıştım. Bir naber sorusunun, bir nasılsının insan hayatı üzerinde çok ciddi yeri var. Üzgünüm Samet, insanları değiştiremem. Kendimi bile değiştirmekte çok zorlanıyorum. Ama hal hatır sormayı bile unutmuşuz. Halimiz hal değil. O yüzden okuyan herkese soruyorum: nasılsınız?

Sağlıcakla...
 

27 Şubat 2018 Salı

'Her Şeyim' Var

"Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın." (Şems-i Tebrîzî)

Dün gece yatarken epey düşündüm. Çünkü Ozan'lardaydım ve bana (sağ olsunlar) bir demlik çay içirdiler. Hemen uyuyamadım. İyi ki içirmişler. Tebdili mekandaki ferahlığı hissettim ve soluk aldım. Düşündüm.

Mustafa dedim kendime, sen mal mısın? Kendimle böyle asabi konuşurum. Ne bileyim, bir küpeyi ya da kanepeyi nazlatabilirim örneğin ama konu ben olduğumda o atarlı halim ortaya muhakkak çıkar. Mal mıyım? Bilmiyorum. Bence buna benim dışımdakiler karar vermeli.

Bu ilk düşünceden alnımın akıyla sıyrıldıktan sonra daha ciddi konulara geçtim. Çünkü mal olmam (tabii malsam) aslında benim değil, erafımdakilerin sorunu olurdu. Umarım değilimdir. Eğer öyleysem bugüne kadar söylemediniz, bundan sonra söylemeseniz de olur. Leşşş kargalarııı! :) (Şaka yapıyorum.)

Söyleyeceğim şeye gelmeden önce kıvranmaya başladığımı fark etmiş olabilirsiniz. Çünkü ciddi konularda aydınlanma yaşadığım anları aslında kendime saklamak istiyorum. İstiyordum bugünlere kadar. Saklıyordum da. Artık kendimi daha rahat bırakmak ve paylaşmak adına böyle yapmamaya karar verdim. Peki, ne fark ettim?

Aslında bilmediğim bir şey değildi fark ettiğim. Ama insan bildiğini ya da öğrendiğini sandığını düzgün ifadelere dökmediği sürece anlamıyor. Ben anlamıyormuşum. Fark ettiklerimden birisi bu. Asıl aydınlanmamsa her şeyimin olduğunu keşfetmek oldu. Ne kadar basit ve biraz da anlaşılmaz oldu, değil mi?

Her şeyim var(mış) benim meğersem. Bu hayattan bugün isteyebileceğim ya da geçmişte istediğim her şeyim şu anda elimde. İşim gücüm var. Sağlığım hiç olmadığı kadar iyi. Ailem sağ salim hayatta. En büyük hayalim, hayattaki mucize beklentim gerçekleşmiş. Kendine kanlı canlı bir varlık ve isim bulmuş. Sonra da gelmiş beni bulmuş. BRE MAL (aaa, malmışım) dedim, o zaman günlük hayattaki bu eften püften sıkıntılar, rahat batmaları neden? Çok anlamsız değil mi? Evet, valla öyle.

Heyhat, insanoğlu olarak nankörüz ve bu hep bilinçle yaşayamıyoruz. Bu seyrek gelen aydınlanma anlarında yaşadığımız gizemi ve gördüğümüz ışığı beraberimizde taşımak kişisel olarak kendi sorumluluğumuz. Daha güzel ve anlamlı bir hayat sürebilmek, belki birilerinin huzuru olabilmek için bu şart. Ben öyle düşünüyorum en azından.

Sakin kafayla düşünmeyi becerebildiğimde anlıyorum çoğu şeyi. Kendimi bile anlıyorum. Karşımdakini de anlıyorum. Tüm bunlar içinse kişiye bir çıkış noktası ya da bir yaşam amacı lazım. Biraz ilerlersek bu konu bizi insan ne ile yaşar sorusuna da götürebilir. Kaldı ki o konuda da Tolstoy'un üstüne söz söyleyecek değilim. Ne demişti Tolstoy bu soruya? Sevgiyle! İnsan sevgiyle yaşar. Sevgiyle yaşayınca da okuyarak öğrendiklerini anlamaya başlarmış gerçekten. Bugüne dek okuduklarımdan öğrendiğim her şeyi anlamaya ve anlamlandırmaya ancak başlıyorum desem yeridir. En azından belli bir kümeyi ki bu bence hiç de fena bir başlangıç değil.

***

Bu yazıya o kadar aniden başladım ki yazının kendisi üzerine hiç düşünmedim. Sırf dün gece düşündüklerimi bir yere (daha) not etmiş olmak için bunları karalama gereği duydum. Odamın loş ışığı ve arkaplanda çalan Slowdive - Rutti parçası uykumu getirmeye başladı. Şimdi bu yazıyı sonlandıracağım. Bilgisayarımı kapatıp yarın için çantaya yerleştireceğim. Telefonumu şarjdan çıkaracağım. Önce yatak odama gidip ışığı açıp geleceğim. Sonra buradaki ışığı kapatacağım ve gidip dişlerimi fırçalayacağım. Ardından kombiyi kısıp yatağıma gideceğim ve kitap okuma pozisyonu alacağım. Ama kitap okumayacağım. Mesaj yazacağım. Ve öyle umuyorum ki tam olarak şu satırlarda bir çeşit zamanda yolculuk yaşatacağım. Çünkü bunların hepsi aslında oldu. İyi geceler Murphy. Senin adının geçmediği bir yazı eksik olurdu. Eksik olmasın, eksik olma. :)