14 Ağustos 2015 Cuma

Sait Faik Abasıyanık - Sarnıç

"Bu çok yakın mazide tokları açlar doyurdu ve açlar öldüler. (Beyaz Altın)"

Semaver'in ardından Sarnıç ile yola devam...

Edebiyatımızın en usta öykücülerinden Sait Faik ufaktan döktürmeye başlamış. İkinci öykü kitabı Sarnıç, 1939'da basılmış. Ben de Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları baskısından okudum. Yıllar geçse de eskimiyor işte, edebiyat çok güzel.

Bu arada çok hoş, sade mi sade bir de kapak yapmışlar kitaba. Söylemeden geçmek istemedim.

16 tane öyküden oluşuyor Sarnıç. 4-10 sayfa arası değişen bu öykülerde Sait Faik yine 'küçük' insanların hayatlarını, sıradan günlerini, hayallerini, duygularını anlatmış. Onlar ile iç geçirmiş, onlar ile vazgeçmiş, onlar ile öfkelenmiş. Okurken iyi hissediyor insan kendini. Klasik tabirle her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına yerleşmiş gibi oluyorsunuz.

Öykülerin sonunda iki üç sayfalık bir de anı var. Bu anının sahibi Agop Arad. Sait Faik'ten, arkadaşlıklarından, Orhan Veli'den bahsediyor. Nurullah Ataç'ın o dönemki öykücülerden Sait Faik'i, şairlerden de Orhan Veli'yi övdüğü bir alıntı da paylaşıyor. Bir de şöyle bir laf ediyor ki sanırım Sait Faik hakkında daha fazla bir şey demesek de olur: "Alın Sait Faik'i, okuyun, iyi insan olursunuz."

Kitabın arka kapağında Ara Güler imzalı bir fotoğrafı var Sait Faik'in. İnsanın gerçekten tanışıp sohbet edesi geliyor. Yeniliğe açık olmak lazım tabii ama yine de ne varsa eskilerde var demek kulağa daha güzel geliyor. Sait Faik'te huzur var mesela, okurken yazdığı yere götürebiliyor sizi: kahveye, denize, tavanı basık bir eve, hiç bilmediğiniz bir şehire.

Uzatmayalım. Okuyalım. Paylaşalım. Ve sağlıcakla kalalım.
  • Önümüzde hayat... Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyor, dalgalanıyorduk. (Sarnıç)
  • Bu dünya insan için kâfiydi. Bu dünyada insan en güzel, en büyük, en bahtiyar olacak mahluktu. O halde, niçin sokakta çıplak çocuklar, aç gezenler, işsiz delikanlılar, titreşen köylüler, yalnız namazlarını ve torunlarını seven ihtiyarlar vardı? (Sarnıç)
  • Nasıl yaz günü kış gününden daha uzunsa, kış gününün yolları da yaz gününün yollarından daha uzundur. (Kalorifer ve Bahar)
  • Fırsat buldukça, canım sıkıldıkça, kafamın içine bir başka benlik sokuldukça insanları sevmek için; bir uzlet içinden, bir yoksulluk ve kimsesizlik içinden; bir varlığın ve kimsenin karışıklığını daha iyi duyabilmek için daima melankolik köşeler arardım. (Bir Karpuz Sergisi)
  • Böyle akşamlarda birbirlerinin dostluğuna güvenileceğini, iyi iki arkadaş olduklarını dört beş cümle konuşmadan anlarlardı. (Mavnalar)
  • -Ölüm, dedi. Bugün, yarın hepsi bir... (Durdu, biraz sonra) Hepsi bir değil ama, dedi, ne yaparsın?.. (Yine düşündü) Hayatta bir gün bir gündür, dedi. (Park)
  • O zamanlar işim gücüm yoktu. Sultanahmet'teki evimden çıkar çıkmaz her zaman parka gider, her gün bitmiş bir insanlar tanışırdım, her gün bitmiş bir insan yeniden şehrin uğultusuna karışır... Bir daha parka bir yabancı gibi uğrardı. (Park)
  • Halbuki kış geceleri delikanlılar sahici şeylerden hoşlanmazlardı. Onlara, yalan, hülya, rüya, masal lazımdı. (Gaz Sobası)
  • Otobüsün camına kafasını dayadı. Yine hayal etti. Hayal etmek kadar güzel şey yoktu. İnsanı yapan eden hayal etmekti. (Gaz Sobası)
  • Kibar olmasına pek kibar değildirler; Türk olmayan gençler ama, daha zararsızdırlar. (Plaj İnsanları)
  • Ali, otuz yaşında bir gün, doğduğu kasabaya döndüğü zaman, bu eski âlemin içinde yeniden yaşamaya başlamıştı. Bu yaşayış, nihayet her günkü hayatının birkaç dakikasında kuvvetli üç dört saniyeydi. (Davut'un Anası)
  • Ali, masanın sağ köşesinde bacaklarından birini masanın üstüne koymuş, cıgarası ağzında, düşünmüyordu. Düşünmemek ona nadiren nasip olurdu. Düşünmeden oturmak... (Davut'un Anası)
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder