
Bu yıl güzel filmler izledim ama filmler hakkında tek tek yazı yazmak beni aşan bir iş, zor iş. Kitaplar hakkında yazabiliyorum; çünkü onları bitirmem, daha doğrusu onlarla birlikteliğimiz daha uzun sürüyor. Filmlerse bir buçuk, üç buçuk saat arası zamanlarda gelip giden arkadaşlar. Günde üç film izlediğim bile olabilirken üç günde bir kitap bitirmeyi oldukça iyi saydığımı söylersem aradaki fark daha iyi anlaşılabilir. Anlaşılamıyorsa Edip Cansever'den gelsin: "Ne çıkar siz bizi anlamasanız da". Nalet olsun, gene abarttım.

İlk olarak The Artist'ten bahsetmek istiyorum. Çok güzel film. Oscar'ı da aldı zaten. Sessiz değil de sözsüz sinema örneği. Başrol oyuncularının ikisi de çok iyi: Jean Dujardin ve Berenice Bejo. Bir fikir üretip, bunu hem yazan hem de yöneten insan olmak sinemada herhalde en uç noktalardan birisi olsa gerek. Üstüne üstlük bunu bu kadar iyi yapmak ve Oscar almak da cabası... Aslında Oscar'ı ödül olarak değil tören olarak seven birisi olsam bile Oscar alması önemliymiş gibi geliyor bana bu filmin. Arada kaynatmadan yönetmenimiz Michel Hazanavicius'a saygılarımızı sunalım. Zaten soyadı 'hazan' ile başlayan birisinin böyle hüzünlü ama güzel bir film çekmesi çok da yadırganacak bir durum değil bence.

Üçüncü filmimiz Searching for Sugar Man. 2012 yılının en iyi belgesel Oscar'ını alan bu buu buuuu çok on numara filmde (aklıma sıfat gelmedi bir an) gerçekten çok enteresan bir hayat hikayesine tanık oluyoruz. Çok enteresan; çünkü olayın kahramanı filmi bitirdiğimiz zamanki haliyle şu anda yaşamaya devam ediyor. Rodriguez! Evet, Rodriguez adındaki bir şarkıcının hayatı. Ama ne hayat! Adeta yalan edilmiş bir hayat. Belki de bilinmemiş ya da sindirilmiş bir hayat.
Amerika'da hiç tanınmayan ama Afrika'da efsane olan birisi Rodriguez ve filmin yapımcıları kendisine gelene kadar kendisinin bile bundan haberi yok. Afrika'da milyonlar satan bu adamınsa eline geçmiş tek kuruş yok! Olaylar olaylar yani anlayacağınız. Arkada artık neler olup bitmiş bilmiyoruz. Ama ölü bilinen Rodriguez'in yaşadığı öğrenilince ve sonrasında Afrika'da konser(ler) vermesi gibi inanılmaz bir olay yaşanınca insan bir tuhaf oluyor. Filmin hakkında yine benden daha güzel yazmış olan meczup'un yazısını okumanızı öneririm. Zaten bu filmi izlememi de o söylemişti. Gene güzel film önermiş. Takdir ettim, etmiştim yani zamanında. :)
Bir anlık sıkıntı ile başladığım bu yazıma Searching for Sugar Man'i izleyenlerin tahmin edebileceği o cümleyle son veriyorum: "Thank you for keeping me alive!".
Esen kalın.
simgecan'a saygılar ama o filmi ben de tavsiye etmişidim bikere! aallalaaa
YanıtlaSilAma ben ilk tavsiye edeni yazdıysam demek ki sadece şimdi şey yani, evet. Bundan sonra isim vermeyip öneren muhteşem kişiye falan diyeyim ben en iyisi. Hem herkes üstüne alınabilir. :))
SilTabii ben yine buradaki insancıkların huzurunda sayın Adsız'dan özrümü dileyeyim. Özür dilerim efendim. Ayıp yani benim bu yaptığım hakikaten. :/