Gün itibariyle adına Dünya derler bu gezegende çeyrek asırı doldurmuş bulunuyorum. Zamanın hızlı geçmesi, yaşlandık vb. klasik cümlelerle hiç uğraşmayacağım. 25 on numara bir yaş, itirazı olan varsa ayrıca görüşebiliriz.
Aslında her günden bir farkı olmayan bu günlerde insan nedense kendini pek bir önemli hissediyor. Çünkü biz insanlar, fesat yapılı olduğumuz için sevdiklerimize onları sevdiğimizi ya hiç söylemiyoruz, belli etmiyoruz ya da çok nadiren yapıyoruz. Doğum günlerinde bu alenen yapıldığı için midir nedir, insan sevildiğini hatırlıyor resmen. Sevildiğini biliyor demedim dikkat ettiyseniz. Çünkü o bambaşka bir mesele. Velhasılıkelam, hep sevmenin sevilmekten önemli olduğunu düşünmüş birisi olarak ara sıra bu tip sevgi gösterilerine ihtiyacımız olduğunu inkar etmeyeceğim. Yine dikkat ettiyseniz burada sizin adınıza da konuştum. Rica ediyorum, kimse itiraz etmesin.
Kutlamalar vs. güzel oluyor gerçekten; ancak itiraf etmeliyim ki telefon açanların yeri başka. Şimdi bu benim içinse birçok insan için de böyledir diye düşünürsek kaç kişinin doğum gününde kendisini arayarak doğum gününü kutladığımı düşünüyorum veeee cevabım: az kişi. Evet, şu anda kafama dank etti ki (dank etmek ne güzel bir deyim, değil mi) ben de aslen odunun önde gideniyim. Bundan sonra bunu da bir prensip meselesi haline getirsem iyi olacak sanki.
Hazır lafı kendime getirmişken (sanki başka bir konudan bahsetmişim gibi, peh) devam edeyim madem. Ben değişiyorum. Bunun farkındayım. Şimdi diyeceğim ki son iki yıldır okuduklarım ve yaşadıklarım bunda epey pay sahibi ama öyle deyince buram buram entellik kokacak gibime geliyor. Olsun. Bu, gerçeği değiştirmez. Değişiyorum. Hoşuma gitmiyor da değil. Olmak istediğim bir kişi var hedefimde, daha doğrusu bir karakter ve fikirler bütünü. Ona doğru gidiyorum. Ama giderken neşemi ve deliliğimi de beraberimde götürüyorum. Çünkü neden? Çünkü eşşeen, şey yani, çünkü onlar, üzerine koymak istediklerim. Bilmem anlatabilebülldüm mü? Vahit emmi ne güzel karakterdi, di mi lan? :)
Vahit emmiyi de anmışken kapanışı Yedi Numara'nın mükemmel karakteri Yusuf Güdük'ün sözleriyle yapmak isterim. "Hepiniz öleceeeniz aslanım, eh eh eh eh."
Sağlıcakla kalın efem, hep beraber nice senelerimiz olsun inşallah. :)
Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an...
19 Aralık 2013 Perşembe
5 Aralık 2013 Perşembe
Şevket Süreyya Aydemir - Tek Adam
Elimden geldiğince düzgün yazmaya çalışacağım bu yazıya bir özeleştiri ile başlamak istiyorum. Bugüne kadar Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını düzgün bir şekilde araştırıp okumamış olduğum için kendimden utanıyorum.
Şimdi başlayabilirim.
Tek Adam, toplam üç ciltten oluşan bir Atatürk biyografisi. Birinci cilt 1881-19 Mayıs 1919, ikinci cilt 1919-1922 ve üçüncü cilt de 1922-1938 tarihleri arasını kapsıyor. Bu ciltler için bana sorarsanız sırasıyla giriş, gelişme ve sonuç da diyebiliriz.
Yazının başındaki özeleştirim üzerinden birkaç kelam etmek istiyorum. Yoksa hiç bilmiyor değilim tabii ki, o kadar da değil. Fakat kabul etmemiz gerek ki ilköğretim, lise ve hatta (ne yazık ki) üniversitede dahi bize genel itibariyle sadece ikinci cildin kapsadığı ve bizim de Kurtuluş Savaşı olarak bildiğimiz dönem öğretiliyor, tabii öncesinde Çanakkale Savaşları sebebiyle de nispeten Birinci Dünya Savaşı. Bu kadarı yeterli mi demeden önce bu kadarı da düzgün öğretiliyor mu diye düşünmek lazım. Gerçi onun için de yine araştırıp öğrenmek lazım. Döngüler döngüler...
Atatürk hakkında bir kitap okumam lâzımdı artık. Ama hatıralardan oluşan derleme kitaplar daha sonrasının işiydi. İki yıldır Türk Tarih Kurumu'nun hem orijinal hem de sadeleştirilmiş metinle bastığı Nutuk'u da okumayı düşünüyordum. Fakat hâlâ bir eksiklik vardı. Ben baştan sona bilmek istiyordum. Bildiğimiz gibi Mustafa Kemal, nutkuna "19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıktım." diye başlıyor. O da olmadı hâliyle. Neden?
Bize okulda öğretilenlere göre 1881'de Mustafa diye biri doğuyor. Mahalle mektebi, askeri lise derken hoooop 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkıyor. Ordan da Havza, Amasya, Erzurum, Sivas derken Ankara'ya geliyor. Canına tak ediyor ve Kurtuluş Savaşı ile düşmanları denize döküyor. Ardından da cumhuriyeti ilan ediyor. İnkılaplar vs. derken de 10 Kasım 1938'de ahirete intikal ediyor.
Bu özetin özeti hali tabii ama demek istediğimi anladınız sanırım. Bu adam 1881'de doğmuş. Samsun'aysa 19 Mayıs 1919'da çıkmış. Yani? Yanisi bu adam 38 yaşında! Arada yaşanan 38 yıl var. O 38 senede ne oldu, ne bitti, neler yaptı bu adam? Samsun'a nasıl çıktı? Tek başına bu yapılabilir mi? Arkadaşları, dostları, sevdikleri, sevmedikleri kimlerdir? Sevmiş mi, sevilmiş mi, dövüşmüş mü? Yahu 38 seneden bahsediyoruz. Ben şu anda 25 yaşındayım ve sorsanız hayatın tüm çilelerini çekmişim gibi anlatırım. Umarım ana noktayı düzgünce ifade edebilmişimdir.
Bu kitabı okuma nedenim buydu işte. Baştan başlayacak ve gerekirse gün gün, ay ay, yıl yıl anlatacak olan biteni. Kolay mı arkadaşlar, en temelde baktığınızda Kurtuluş Savaşı döneminde biz Dünya'yı aldık karşımıza? Daha doğrusu onlar çıktı karşımıza. Biz de haliyle def etmek durumunda kaldık. Böyle yazınca ne kadar kolay oluyor, değil mi? Neler yaşanmış halbuki, neler neler?..
Bugün ne yazık ki aşırı kutuplaşmış bir toplumuz. Atatürk'ü sevenden çok ona tapan var resmen. Hatta çıkıp Atatürk Makedonyalı deseniz dayak yersiniz. Yani anlatamıyorum ama bir isyanım var. Bu millet neden okumuyor? Günlük hayatta Atatürk'ü "onun da annesinin başı bağlıydı, nabeeer" diye liseli ergenin bile yapmadığı şekilde eleştirmeye çalışan var?! Tuhaf işler vesselam... Siyasi konulara girmek istemem, biraz cozuttum sanki de.
Kitaba dönersek... Bu kitabı herkes okusun (üçleme olarak yani). Her şey belgelerle açık seçik sunulmuş. Kaldı ki zaten Şevket Süreyya Aydemir de kendi görüşlerini ifade ederken o satırların kendi yorumu olduğunu belirtmiş. Ellerine sağlık kendisinin. Gerçekten çok büyük bir iş yapmış bu kitapları yazarak. Fırsatım olunca İsmet İnönü'yü ve Enver Paşa'yı anlattığı kitaplarını da okumak istiyorum.
Benim kendi kanaatim üzere kitapta olmayan ve olmayışını yadırgadığım tek konu İstiklâl Marsı'nın kabulü. Bence en azından bir paragrafla da olsa bahsi geçmeliydi kitapta. Onun dışında kitapta noksan aramak gibi bir niyetim yok. Arasam da kıt bilgimle bulamam zaten, ihtimal vermiyorum.
Sonuç olarak sevgili insancıklar; Mustafa olarak doğup Mustafa Kemal olan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk olarak bu dünyadan göçüp giden Ulu Önder'in hayatını, ilkelerini, düşüncelerini, karakterini, iyi ve kötü hallerini öğrenmek; onu en yakınındakilerin ifadeleriyle tanımak ve böylece daha düzgün bir bilgiye sahip olmak için bu kitabı okuyun. Ondan sonra isteyen istediği şekilde eleştirsin. Tabii bunu derken eldeki verilerin kullanılacağını varsayıyorum.
En derin saygı ve hürmetlerimle, hoşça kalın efendim.
Not: Kış Okuma Etkinliği, Ulu Önder Atatürk'le ilgili bir kitap kategorisi, 25 puan.
Şimdi başlayabilirim.
Tek Adam, toplam üç ciltten oluşan bir Atatürk biyografisi. Birinci cilt 1881-19 Mayıs 1919, ikinci cilt 1919-1922 ve üçüncü cilt de 1922-1938 tarihleri arasını kapsıyor. Bu ciltler için bana sorarsanız sırasıyla giriş, gelişme ve sonuç da diyebiliriz.
Yazının başındaki özeleştirim üzerinden birkaç kelam etmek istiyorum. Yoksa hiç bilmiyor değilim tabii ki, o kadar da değil. Fakat kabul etmemiz gerek ki ilköğretim, lise ve hatta (ne yazık ki) üniversitede dahi bize genel itibariyle sadece ikinci cildin kapsadığı ve bizim de Kurtuluş Savaşı olarak bildiğimiz dönem öğretiliyor, tabii öncesinde Çanakkale Savaşları sebebiyle de nispeten Birinci Dünya Savaşı. Bu kadarı yeterli mi demeden önce bu kadarı da düzgün öğretiliyor mu diye düşünmek lazım. Gerçi onun için de yine araştırıp öğrenmek lazım. Döngüler döngüler...
Atatürk hakkında bir kitap okumam lâzımdı artık. Ama hatıralardan oluşan derleme kitaplar daha sonrasının işiydi. İki yıldır Türk Tarih Kurumu'nun hem orijinal hem de sadeleştirilmiş metinle bastığı Nutuk'u da okumayı düşünüyordum. Fakat hâlâ bir eksiklik vardı. Ben baştan sona bilmek istiyordum. Bildiğimiz gibi Mustafa Kemal, nutkuna "19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıktım." diye başlıyor. O da olmadı hâliyle. Neden?
Bize okulda öğretilenlere göre 1881'de Mustafa diye biri doğuyor. Mahalle mektebi, askeri lise derken hoooop 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkıyor. Ordan da Havza, Amasya, Erzurum, Sivas derken Ankara'ya geliyor. Canına tak ediyor ve Kurtuluş Savaşı ile düşmanları denize döküyor. Ardından da cumhuriyeti ilan ediyor. İnkılaplar vs. derken de 10 Kasım 1938'de ahirete intikal ediyor.
Bu özetin özeti hali tabii ama demek istediğimi anladınız sanırım. Bu adam 1881'de doğmuş. Samsun'aysa 19 Mayıs 1919'da çıkmış. Yani? Yanisi bu adam 38 yaşında! Arada yaşanan 38 yıl var. O 38 senede ne oldu, ne bitti, neler yaptı bu adam? Samsun'a nasıl çıktı? Tek başına bu yapılabilir mi? Arkadaşları, dostları, sevdikleri, sevmedikleri kimlerdir? Sevmiş mi, sevilmiş mi, dövüşmüş mü? Yahu 38 seneden bahsediyoruz. Ben şu anda 25 yaşındayım ve sorsanız hayatın tüm çilelerini çekmişim gibi anlatırım. Umarım ana noktayı düzgünce ifade edebilmişimdir.
Bu kitabı okuma nedenim buydu işte. Baştan başlayacak ve gerekirse gün gün, ay ay, yıl yıl anlatacak olan biteni. Kolay mı arkadaşlar, en temelde baktığınızda Kurtuluş Savaşı döneminde biz Dünya'yı aldık karşımıza? Daha doğrusu onlar çıktı karşımıza. Biz de haliyle def etmek durumunda kaldık. Böyle yazınca ne kadar kolay oluyor, değil mi? Neler yaşanmış halbuki, neler neler?..
Bugün ne yazık ki aşırı kutuplaşmış bir toplumuz. Atatürk'ü sevenden çok ona tapan var resmen. Hatta çıkıp Atatürk Makedonyalı deseniz dayak yersiniz. Yani anlatamıyorum ama bir isyanım var. Bu millet neden okumuyor? Günlük hayatta Atatürk'ü "onun da annesinin başı bağlıydı, nabeeer" diye liseli ergenin bile yapmadığı şekilde eleştirmeye çalışan var?! Tuhaf işler vesselam... Siyasi konulara girmek istemem, biraz cozuttum sanki de.
Kitaba dönersek... Bu kitabı herkes okusun (üçleme olarak yani). Her şey belgelerle açık seçik sunulmuş. Kaldı ki zaten Şevket Süreyya Aydemir de kendi görüşlerini ifade ederken o satırların kendi yorumu olduğunu belirtmiş. Ellerine sağlık kendisinin. Gerçekten çok büyük bir iş yapmış bu kitapları yazarak. Fırsatım olunca İsmet İnönü'yü ve Enver Paşa'yı anlattığı kitaplarını da okumak istiyorum.
Benim kendi kanaatim üzere kitapta olmayan ve olmayışını yadırgadığım tek konu İstiklâl Marsı'nın kabulü. Bence en azından bir paragrafla da olsa bahsi geçmeliydi kitapta. Onun dışında kitapta noksan aramak gibi bir niyetim yok. Arasam da kıt bilgimle bulamam zaten, ihtimal vermiyorum.
Sonuç olarak sevgili insancıklar; Mustafa olarak doğup Mustafa Kemal olan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk olarak bu dünyadan göçüp giden Ulu Önder'in hayatını, ilkelerini, düşüncelerini, karakterini, iyi ve kötü hallerini öğrenmek; onu en yakınındakilerin ifadeleriyle tanımak ve böylece daha düzgün bir bilgiye sahip olmak için bu kitabı okuyun. Ondan sonra isteyen istediği şekilde eleştirsin. Tabii bunu derken eldeki verilerin kullanılacağını varsayıyorum.
En derin saygı ve hürmetlerimle, hoşça kalın efendim.
Not: Kış Okuma Etkinliği, Ulu Önder Atatürk'le ilgili bir kitap kategorisi, 25 puan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


