30 Aralık 2013 Pazartesi

2013.99

Bitti bitecek, az kaldı, hadi gayret. Bütün blog ahalisini yine 2013'ün hesaplarını yaparken görünce dayanamadım. Benim neyim eksik dedim ve atladım yine. Halbuki bu yıl hiç niyetim yoktu. Kanıma girdiniz, alacağınız olsun.

Öncelikle 2013 hakkında bir iki kelam edelim bakalım. Nalet yıl! Bu kadar insan ölür mü lan?! Büyüğe saygı da kalmadı arkadaş. Bir an önce bit hakikaten yani. Ben bu satırları yazarken Michael Schumacher de yoğun bakımda. Hadi be Schumi, şu 2013'ü atlatırsan bir şeyin kalmaz evelallah.

Benim için 2013'se diyebilirim ki üniversiteye hazırlanmak için dersaneye gittiğim yıldan sonraki ilk adam gibi, planlı programlı yaşadığım yıl oldu. İşe git, eve gel, kitap oku ya da film izle. Bu kadar! Tabii bu iki başlık altında kitap almak için bir yerlere gitmek olabileceği gibi film izlemek için de sinemaya gitmek ya da gitmemek var. İstisnaların kaideyi bozmayacağını varsayarsak (bu lafı da işime gelince bozmaz, işime gelince bozar şeklinde kullanmayı çok seviyorum) bütün 2013 bu(ydu). Bayram tatilleri için memlekete gidebildiğim sınırlı süreler ise tabii ki değerlendirme dışı. Onları MasterCard bile karşılayamıyor. Şimdi reklamlar gibi oldu. :)

Peki, şimdi biliyorum ki içinizden bir iki tez canlı çıkıp soracak hemen. Madem bütün yılın bu iki uğraşla geçti, say lan, ispat et diye. Ben de diyeceğim ki bi kere o soru cümlesi olmadı. Şimdi sakin ol ve o grameri yere indir. Hahaha... :) Zevzeklikte nirvanayı gördüm yine. Bazen çok bozuyorum, anında hem de. Biri beni durdursa ne güzel olur.

Şimdi, geçen yıl okuduğum kitapların listelerine (entel olduğum için birden fazla yerde tutuyorum listelerimi, evet) Vikitap ya da Goodreads hesaplarımdan bakabilirsiniz. Bu yıla başlarken kendime yıllık 20 kitap okuma hedefi koymuştum. Daha sonra 30 olmuştu o. Daha sonra da 40 yapmıştım. Yıl sonunda ise görüyorum ki 45 kitap bitirmişim. Hayatımın kitap okuma konusundaki en verimli senesi yapıyor bu da 2013'ü. Yani az daha fırsatım olsa haftada bir kitaba çekebilirmişim ortalamayı ama yıl dediğimiz uzun bir süreç ve bu yıl bu kadar oldu. Önümüzdeki senelere bakacağız artık.

Bu 45 kitaptan aşağıda listeleyeceğim birkaçını özellikle herkese tavsiye ederim. Bu arada okuduğum tüm kitaplar hakkında da yazdım yıl boyu. Yani merak eden olursa buralarda bir yerlerde olmaları lazım, fazla uzağa gitmiş olamazlar. İşte o kitaplardan özellikle sevdiklerim:
Filimadamı'ndaki listelerime göreyse 145 film, 17 kısa film ve 5 dizi izlemişim bu yıl. Nalet olsun Ceyms, kısa fimlere daha çok ağırlık verecektim. Onu tutturamamışım, kendimi esefle kınıyorum.

Sayı çok olduğu için hepsini tek tek anamayacağım. Aslında az izlesem, okuduğum her kitap gibi izlediklerim hakkında da yazardım ama ı ıh, şu haliyle mümkün değil. Yine de filmlerden birkaçının ismi bu yazıda geçmeli. İlle de izleyin demiyorum, ben çok beğendim diyorum bu filmler için:
Dizilerden de şu beş ve birbirinden güzel diziyi bitirdim bu sene. Hepsinin yeri ayrı ama The Office hep baskın geliyor nedense.
Kısalardan bahsetmek gerekirse:
Yoruldum yine. Milletin gazına gelip iş yapmamak lazım demek ki harbiden. Hayır, bir yandan da devam etmek istiyorum. Çok saçma.

Yeni yıl falan aslında umrumda değil. Ben yeni yıla her sene 19 Aralık'ta girdiğimi düşünürüm zaten. Ama o takvimdeki değişiklik ve Dünya genelindeki sinerji (sinerji kelimesini cümle içinde kullanmadan 2013'e elveda deme olmazdı tabii ki) insanı etkiliyor ister istemez.

Neyse efendim, umuyorum ki 2014 sizin için 2013'ten iyi, 2015'ten kötü bir yıl olur. Nice seneler görmemiz dileğiyle...

27 Aralık 2013 Cuma

Kameralı ve renkli ayrıyeten polifonik cep telefonu

Bundan yaklaşık yedi sekiz sene evvel (yılını unutmuşum, emin olamadım) kardeşimin anket defterlerinden birisini doldurmuşum. Hatta iki kere doldurmuşum bir buçuk sene arayla. Bunların bir tanesinde sahip olmak istediğiniz bir şey yazın gibisinden sanırım bir soru varmış. Benim buraya yazdığım cevap, bu yazıyı yazma sebebim: kameralı ve renkli ayrıyeten polifonik cep telefonu.

Off, şimdi neresinden başlasam da kendimi rezil etsem, yerin dibine soksam bilemedim. Böyle ağır bir ergenlik geçirilebilir mi? Geçirilemez. Soranlara hep on iki buçuk yaşındayım demem işte bu yüzden sevgili ahali. Hahahaaa, bu nedir Mustafa? Bugünlere iyi gelmişsin oğlum sen, valla bak. Te Allah'ım yaa...

Şimdi, bir kere insan orada bir yerlere bir virgül koyar bi zahmet, nereye olacağını da ben demeyeyim. Sonra, evet sonra, aslında sonrası yok. Vay canına, tek virgülle kurtardım. Edebi zemin o zamandan varmış demek de tam oturmamış. O zaman dalga geçelim biraz.

İnsanın en çok sahip olmak istediği şeydi işte bir zamanlar 'kameralı ve renkli ayrıyeten polifonik cep telefonu'. Heves var, potansiyel var. Ama vizyon yok! İnsan biraz büyük düşünür diyeceğim ama kendi kendime mütevazı davranmışım diye avunmaya çalışıyorum bir yandan. Görüyor musunuz, hala ergen halimle kavga ediyorum resmen.

Çok tuhaf geliyor lan, acayip tuhaf geliyor. Yani hayatta en çok sahip olmak istediği şey bu olan insan bana şu anda o kadar uzak ki. Fakat o kadddar uzak ki... Yalnız çok uzak... Kabul edelim çok uzak...

Bu gerçeği geçen bayram tatilinde gecenin bir vakti ne yapsak diye otururken fark ettik. Nasıl insanlarsak gecenin bir vakti konuyu anket defterlerine getirebilmişiz bu arada, kardeşler olarak var bizde bir sıkıntı ama çözemedim henüz.

Burdan sonrasını tahmin edersiniz (şu cümleyi her okuduğum yerde de kendimi yük altına girmiş hissederim, yazmayın şunu lütfen, ben hiç yapıyor muyum). Oturduk, defteri birer kere daha dolduruk. Hayatımda yaptığım en süpersonik işlerden birisi oldu bence. Kardeşimden hiç de böyle zekice bir fikir çıkacağını ummazdım (kızma yiiiiğğğrımmm).

Bu sefer aynı soruya cevap vermeden önce biraz düşündüm. Dedim neredeyse çeyrek asır doldurdun Mustafa, şunu on sene sonra okuyunca bir polifonik telefon vakası daha olmasın yani, lütfen. Fakat inanır mısınız, şu anda ne yazdığımı dahi hatırlamıyorum. Ne sıkıntılı birisiyim ben böyle arkadaş.

Fakat!

Fakat şöyle kazık bir soru vardı: almaktan en çok hoşlanacağınız hediye. Devam etmeden önce bir konuya açıklık getirmek isterim. Ben hayatta 'en'leri olan birisi değilim. Anım anıma uymayabilir ya da bir ömür bir konuda aynı düşünceye sahip olabilirim. Zaten bu 'en'ler muhabbetine de inceden uyuz olagelmişimdir hep. Konuya dönersek...

Bu soruya dedim, cevap vermeden önce ciddi düşünmem lazım. Resmen içime döndüm o an ve düşündüm. Tereddütsüz aldığım cevabıysa hemen yazdım zaten: defter; ama yazılı. Evet, içi yazılmış bir defter benim için en mükemmel hediye olurdu. O hediyeyi bana verecek birisi iki sayfacık olsun yazmış olsun içini, benden bahtiyarını bulamazsınız. Şu anda buna verdiğim kıymeti anlatmaya ifadelerim yetmiyor ama adım gibi eminim oralarda bir yerde beni anlayanların olduğundan. Siz, mükemmel insanlarsınız işte. :)

Sonuç olarak geçen haftaki doğum günümde en sevdiğim filmlerden olan Leon'un defterini aldım hediye olarak. Beklemiyordum ne yalan söyleyeyim; ancak defteri elime alıp içini açınca jeton düştü. Bu harika jestleri için biricik kardeşlerime hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum tekrar. Sayelerinde ben, mutlu olmak için azımsanmayacak sayıda sebebi olan bir abi olup çıkıyorum. Allah'ım, sen bozma ya Rabb'im. Amin...

Durup dururken bu yazıyı yazasım geldi, çok ertelemiştim zira. İçim rahatladı resmen. Seni de seviyorum lan Rekürsif Düşünce, yaptığım en güzel işlerden birisisin. Birkaç sene sonra burada yazdıklarımı okurken polifonik telefondan beter hislere kapılabilirim ama olsun. Söz bak, hiç pişman olmayacağım.

Hadi bize eyvallah şimdilik sevgili okur. Sen de süper bir insansın, ve kabul et ya da etme senden bir tane daha yok. Hayır, bana inanmıyorsanız genetiğe inanın yani, ondan şeettim.

Kalın sağlıcakla efem...